mısralar2
25/1/2008 · Kategori: duygusal
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş
Buyüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz
Bende söylenmişlri söylüyorum yeni biçimde
Hiçbir biçim kalmamış dünyada denenmedik
Bende susyorum sevgimi saklayıp içimde
Duyuyorsun degilmi suskunlugumu nasıl haykırıyor
Susarak sevgisini haykıran çok var sevglim
Ama bir başka seven yok beim sustugum biçimde
AZİZ NESİN
Bu hayatı sessiz dinlemek daa güzel..
mısralar
25/1/2008 · Kategori: duygusal
gerçekler hiç hayal dünyamızda ki gibi değil. Onlar üzücü, kırıcı, incitici, kötü şeyler yani. İnsanı mutsuz eden şeyler. Sahi , çocuk olmayı ne kadar özlemişim ben... Senin içindeki çocukla oynayacak bendeki çocuk. Yalansız ve saf olacak. Kumdan kaleler yapacak, içine seni koyacak. Kaleyi yıkacak, seni kurtaracak, kahraman olacak.Çığlıklar atacak, yorulmayacak, sensiz hiç bir oyunda "ebe" olmayacak.Korkma , içindeki o çocuk hep yaşayacak, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim.Çünkü sen o çocukla varsın, o çocukla geldin.Yoktum ben , senden önce yoktum sanki. Sen geldin varlığını bildim. Sen geldin bir dokunuşun, bir öpüşün nasıl da büyük bir hazza dönüştüğünü gördüm. Sen geldin ben oldum, aşk oldum.Sen geldin....ama ne güzel geldin..
Yazılmış bir oyunun oyuncuları mıyız yoksa her an yazmaya devam ettiğimiz bir oyunu mu oynuyoruz?.
sevgi..
16/10/2007 · Kategori: duygusal
Büyür, sevgi çığlıkları. Ardında kalan dünyadır, dost olan. Sevginin üşüyen ellerine kapanan merhamet, en güçlü yanlarını korumaya yönlenmiştir. Onun düşüncesi insan içindir. Oysa duyguların derin mahzenine yönlenmek gerek. İçimizde artan dünya telaşını, zehrinden kurtaran sevgidir. Yıkımların içinde gezinen en büyük yapı da sevgidir. Her yerde üzerimize düşen hayaletlerin resmi geçididir. Sevginin yankılı duvarları, özgürlüğü tırnaklar. Parlak mavi heykellere ayrıcalık tanıyan en içten sınıfı simgeler. İnsanın büyülü yaşamındaki yarım kalmış dileklerin çırpındığı nehirdir. Denize akan en güçlü dalga, sevginin ışığından doğan günlerdedir. Burada beslenen duyguları düşünmek gerek. Hislerin ötesindeki mezarda yaşayan halimizi anlamak ve büyülü kapıların önüne geçen gençliği düşünmek gerek. Kendimizi duygulandırmaya doğru yönlendirmek gerek. Kısacası insan olmanın doğasına tutunmak gerek.
Yaşam dur durak bilmez. İçinde biriken sevgi ışıltıları, gün ışığına dönüşür. Sevgidir, insana bağlılık veren. İnsan bu şekilde büyür.
Hepimiz, içimizdeki sevdanın ateşinde yükselen bir baharız. Çiçekler, içimize dokunur. Yaşam, farkına vardığımızın da ötesindedir. Gözlerimizden cennet dökülür. Bakışlarımızda hatıralar netleşir.
Merhamet, insanın dünyaya sunduğu en büyük güzelliktir. İki ölümün arasında var olan yaşam ve gençliğimizden akan güzel yıllar gibidir. Büyük olmak, sevmek ve merhamet etmektir.
Merhamet gün ışığına çıkınca,
Nefret sevince döner, ağlayan gözleriyle.
Büyüyoruz. İçimizdeki merhamet ışıkları her yana saçılıyor. Dünyanın çivili yazgısına bir fener konduruyoruz. Anlamanın da ötesindeki hayatı sorguluyoruz. Hepimiz kendi içimize açılan evrenlerden oluşuyoruz. Her şey sevginin yörüngesinde geziniyor.
İnsan büyüyecektir. Bunun için, vicdanında gezinen bir yankı olmalıdır. Vicdanın yolunu, sevmekle açmalıdır. Kendi kendinin arasına sokulan yılanları merhametle temizlemelidir. İnsan, insan olmak için sevgi duymalıdır. Öldüren bir sevgi edinen insan, merhametin olgun dünyasına doğru akar. Kendine pelerinler elde eder. Büyük bir tuzağın içinden sevgi ile geçer. Çünkü sevgi, akan bir okyanusun, damlalar halindeki uzantısıdır. Çünkü merhamet, güneşin içinden geçen bir yıldızdır. Evrenin yaşamına dökülen bir sorgudur.
Sevgi için ağlıyorum. Kapılarıma dadanan bu umut, bana hüzünler veriyor. Bekliyorum. Merhamet gibi, kendi kendine savaşarak ilerliyorum. İçimdeki düşmanlığa karşı yapabildiğim en güzel şey, merhametin testisini kırmamak. Uzun bir yol için çabalayan hayallerime sevgi eklemek gerekiyor. Ben bunu yapıyorum. Kendime kavuşmak için, kavuşamadıklarıma karşı merhamet gösteriyorum. Yükselen yarınların uykusuna dalıyorum. Sessiz bir direniş gibi kendime diş geçiriyorum. Benim zararım, yalnızca banadır. Çünkü ben, sevgi duymayı bilen ışık dolu bir merhametim. Kendimle büyüyen en özgür yaşamım. Acılarımdan kopan güçlü bir benzemeyim. Ben büyüyorum. Ağlayan dağların zirvelerinden alçalan bir şahin gibiyim. Kendi kendimi yönlendirme yoluna düşmüşüm. İnsanların ağızlarında değilim. Yürek kadar sevgi kokan diyarlarda yol alıyorum. Merhamet için ölümü öksürüyorum. Sizlere saldıran hallerimi, yolun sonuna taşıyorum. Oysa sevgidir, en büyük kavga. İşte bu kavganın doğurdukları, zamanla merhamete dönüşüyor. İnsanın kırık aynaları bile gerçeği yansıtıyor. Çünkü merhamet, akmakta olan en güçlü okyanustur. Bizler de bu okyanusun içindeyiz.
ezginin günlüğü gemi
29/9/2007 · Kategori: duygusal
Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin
Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim
Ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim
yokluğunun resmi..
22/9/2007 · Kategori: duygusal



![]() Ben geçtim bahardan, Güllerim güz mevsiminde açar, Kışta alev alır goncalar. Gülden geç gülüm, Gül dikeniyle açar, Dallar gülden çok diken saçar… Bir masal anlat bana, içinde ‘ben’ olan; bir şiir oku bana, içinde ‘sen’ olan; Bir yürek tut avucunda içinde ‘olan’; bir gece ver içinde ‘umut’ olan… Hep rüzgarlı bir gecenin içinde yürümek istiyorum. Yolumun kenarında lambalar değil ayışıgı olsun olsun istiyorum. Kimsenin olmadığı sokaklarda yalnız başıma yüreümek. Aslında tam olarak yalnızlık değil istediğim. Ama yanımda çoktan yitirdiğim seni ve sevginide istemiyorum. Sen yanımda değil içimde olmalıydın. Karanlıkta üşüsün istiyorum saçlarım. Üşümek istiyorum, ürpermek ve hiçbirşey düşünmeden içinde sen olan bir türkü söyleyerek yürümek… Neden gece olunca değişiyor çehreler? Gündüz duyduklarım geceleri fistan giyip koşuşuyor etrafımda.Tıpkı seninde onlar gibi degişmen misali.. Neden? Her gece aklımdan geçenler güneşin ilk ışıklarıyla penceremden dışarı kaçıyor. Duvara bir perde geriyor gizli eller. Garip bir sinemadır artık gördüğüm, beyazı tükenmiş bir perdede. Yazan ‘ben’, oynayan ‘ben’, izleyen ‘ben’. Başka kimseler yok. Neden? Gündüzler dökülüyor gözlerimden bir bir. İçimde ne varsa gözlerimden kusuyorum.Seni yitirdim kimselerde göremiyor bunu.. Işıkları söndürüp yerlerine aynalar asıyorum; - Çıplak ayaklarıyla küçük bir çocuk yürüyor uzaklarda. İki yanında ağaçlar olan bir yolda, ay ışığını tutmak için koşuyor. Ağaçların arasından sızan ışıklar çıplak ayaklarını ısıtıyor. Sağ elini gökyüzüne kaldırarak koşuyor. Ama kimse anlatmıyor, ayın tutulamayacağını. Kimse analatamıyor ayın geceleri tutuklandığını…tıpkı tutuklanan yarım kalan ve içinde birzamanlar artık asla olmayacağın hayallerim gibi.. ![]() -Yüksek kayalıkların üstünden biri denizi süzüyor. Rüzgar dalgaların başını kayalar vurup duruyor. Ne rüzgar bıkıyor bundan ne de deniz arlanıyor. Ömrünün baharında biri… Gözlerini kısıp uzağa bakıyor. Önce kendini atmak istiyor, sonra vazgeçiyor. Her iki elini kalbine daldırıp, gözlerini yitirmişcesine blinçsizce bir şeyler arıyor. Gözlerini kapatıp bulduğu şeyi var gücüyle denize fırlatıyor.Artık Kimseye ait olmayan kalbini. Birden değişiyor yüzü, kayalık olmaktan vazgeçip deniz oluyor… - Masal kitaplarından kalma bir yaz gecesi. Unutulmuş bir köyün akşamında cırcır böcekleri, kurbağa seslerine karışıyor. Bu sesler gecenin en duygusal şarkısıdır çoğu zaman. Dam yataklarında herkes uyumuş. Rüzgar sokakları yalnız başına dolaşıyor. Çocuklar rüzgar kapmasın diye sıkıca sarılmış yorganlarına. Uyuyanlardan umudunu kesen rüzgar, bir çift açık göz buluyor sonunda. Yıldızlar da göz kırpıyor ona. Uyumamış, uyuyamamış birisi var, herhangi bir sokağın herhangi bir evinde.. İçinde sır gibi sakladığı bir kor, yıldızları utandırıyor. Depremdenn arta kalanlar gibi yıkık ve titriyor. Göz kırpan yıldızlar bile onu kendine getiremiyor. Kimse görmesin diye gözlerini, sağ yanına dönüp iyice yumuluyor. Bildiği dualar dökülürken dudağından, yastığı ateş damlalarıyla ıslanıyor. Şimdi cırcır böcekleri ve kurbağalar ağıt yakıyor geceleri… -Dışarıda yağmur. Gök delinmişcesine yağıyor. Camlara vuran yağmur içeri girmek istiyor. Üşüyor mu ne? Yağmur üşür mü sahi? Yoksa karanlıktan mı korkuyor? belki köy gecelerinin hayaliyle serinlerken bulutlar içeri doluyor. Balkon kapısının eşiğinden, açık bıraktığım pencereden içeri giriyor bulutlar. Gökten yağmur boşalıyor ve penceresi açık. yağmurun sesini duyarak uyumak istiyordu. Gökgürültüsüyle değil. Şimdi şimşekler çakıyor duvarlarda, odasının içinde yağmur var. Bulutlar kaplıyor her yanını. Yetişin yıldızlar, cırcır böcekleri nerede? Böyle anlatmamışlardı bize yağmuru. Yağmur yıkmazdı, yağmur hayaldi, yağmur yürekti, elele tutuşarak beraber ıslanma hayallerimiz vardı. Şimşekler aydınlatıyor ellerimizi şimdi ve sadece gözlerimiz ıslak… Bütün aynaları kırıyorum. Işıklardan sonra aynalarımı da yitiriyorum. Ama bazen hüznü de seviyor insan. Fuzuli gibi ‘aşk ve ızdırap’ demek istiyorum. Necip Fazıl geçiyor içimden çileli sesiyle; ‘Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta’. ‘Bize en çok yakışan umuttu, ama hüznü ve umutsuzluğu yaşamamak elde mi?’ diyordu sonradan intihar eden bir şair*. Herhalde bu sözünü gece söylemiştir ve gece vakti kendini yitirmiştir diye düşünüyor kendi kendime. Sabr ey yüreğim, sabaha az kaldı; sabr ey ömrüm vuslata az kaldı. Biliyorum ki yine gündüzleri Ziya Gökalp gibi ‘umut hiç susmayan geveze bir kuştur’ diyeceğim. Ya geceleri… sahi o da bir gece vakti alnına dayamıştı silahı** değil mi? Şimdi anlıyorum, gecelerden uzak durulması gerektiğini, ya da Eddison gibi çekmecesine parıltılı sayfalar*** koyarak ışığı bulmak gerektiğini. Ama unutkan balıklar gibi oltaya takılıyor yüreğim her seferinde… Dışarıda yağmur var. Açın pencerenizi, yağmur sesini dinleyin ve uyuyun. Ben belki unutulmuş bir sevginin çoktan bitişini kagıt üzerinde noktalayacakken siz uyuyun uyuyamayan bir dosta inat...Sahi gece size ne anlatıyor merak ediyorum? |
BU BİR KILIÇBALIĞININ ÖYKÜSÜ
20/9/2007 · Kategori: duygusal
Bu bir kılıçbalığının öyküsü
Yazılmasa da olurdu
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
Uskumrunun arkasından gidiyorduk
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o “ağ var” sesleri
ilk ögretmenliğim ve duygularım..
20/9/2007 · Kategori: duygusal
Mevsim sonbahar.dışarısı çok karanlık sen uyuyorsun sevgili ev arkadaşım evet oldum nihayet ilkkez öğretmen oldum.geldiğim gün şu mezarlıgın karşısındaki yıkık denilebilecek lojmana ve yanındaki köy kokulu okula baktım yaşamın ve ölümün böylesine yan yana durdugu başka mekan varmıdır diye merakla sordum kendime.5_6tane yalnız öğretmen tanıdım.köyden şehre bırak şehri kasabaya ulaşım öyle zorki.arkadaşım geldiği gün evinin içine kar yagdıgını soguk ve terkedilmiş saglık ocagında sökülmüş kapıyı siper ederek uyudugunu anlattı.acıdım ona.mezarlık vardı karşıda ve tam 2 yıl yalnız başına lojmanda kalıyor korkunç rüyalar görüyodu ben onun için o an en mutlu şeydim. canım çocuklarım sizde büyüyüp bencilleşeceksiniz. Ve buyüzden hayatım boyunca hep yalnız olacagım bunu hissediyorum.sen sevgili nişanlım Aslında bu müthiş kırgınlıgıma ragmen beni geçicide olsa aşka sevgiye inandırdıgın için sana tşk etmeliyim.yalandı biliyorum ama yaşadım hersey bir masaldan daha güzel ve özeldi.her masal gibi bitti…biliyomusunuz çocuklarım o ilk gün küçük bir karınca yuvası gibi eşyalarımı taşıdınız sınıfta gülen gözlerinizle karşılaştım bana fıkra anlatmak 2 kelime konuşmak için çırpındınız kızdıgımda üzüldünüz gönlümü aldınız aslında bunu bana kimse yapmadı hayatım boyunca.çocuklarım belki ilk belki son örgencilerim olacaksınız.Emrah kasım Muhammed zarife Mehmet Tamer zekiye tugba nazlı ayşe yasemin İbrahim ramazan altun ramazan yıldız ve ali hepinizi çok özleyecegim bana saygı duydunuz belki gerçekte sadece siz yaptınız bunu nişanlım dahi yapmazken tşk ediyorum size çünkü ben size degil siz bana çok şey anlattınız gözleriniz sözleriniz davranışlarınızla…belki girer okursunuz belki çok erken ama sizin gibi örgencilerim olmadı hiç.bu sefil köyde bile doyumsuz mutlu ettiniz..
çok mutlu oldum o köyde ve o köyün bana verdiği hazzı ve deneyimi unutmadım hiçbir örgencimi onlar kadar sevmedim..bu yazıyı 17nisanda aşagı yukarı 3sene önce yazmışım ama ogünki duygusallıgım ve üzüntümü hatırladımda yine tüylerim diken diken oldu ayrılmak zorunda oldugum içinhaykıra haykıra aglamıştım.nişanlıydım ozamanlar ve nişanlım gene beni berbat dercede üzmüştü.ama çocuklarım kırılacak bir cam fanus gibi hep özen gösterdiler canlarım benim..
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!Bu bendeki bir derkti anlatamam kimseye kulak veripte beni dinle
18/9/2007 · Kategori: duygusal
sardı tüm benliğimi mecalim yok gülmeye sende benle aglayıp inlermisin kardelen...
Az Şekerli Kahve...aşkın diğer adı bu olamazmıydı baş harflere b
11/9/2007 · Kategori: duygusal
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
amatör fakat profosyonelce çok güzel
2/9/2007 · Kategori: duygusal
çok güzel
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!« Önceki ::


evlilik öncesi yaşanan dünyadaki en nadide duygulardan biri degilmidir aşk.gözlerin ilk buluşması..flörtlük ilk buluşmalar..saçların makyajın kusursuzlugu.ayakların yere basmaması.ilk öpüş ilk dokunuş ve o kendini adarcasına bütünleşircesine yogun ve görkemli sevgiler..bir çok yazı yazılmıştır aşka dair aşkın gücüne büyüsüne dair.elbette acı bitenleride tatlılarıda mevcut.ancak sıra günümüz aşklarına gelince buyrun acı tarafına demek durumunda kalıyorum.dünya bir insanın degişiminden ki evren için insanın yaşının önemi yoktur okadar ufaktır yani.kat kat fazla hızda yenileniyor.dokunmatik ekranlar biyolojik silahlar havayla çalışan otomobiller üretiliyor.bu hızdan insan çok yönlülükle nasibini alıyor.sınırsız farklılıga sahip insan gene sınırsız farklılıga sahip bi başkasıyla bir araya geliyor ve uyum saglama süreci başlıyor.ters giden durumlarda gene sınırsız bakış açısı olayı tek yönden görmesine engel oluyor ve aşkını bitirmek adına okadarda kolay çekiveriyor restini.ve böyle durumlarda yukardaki tabir ortaya çıkıyor